Forum
Genç Mevtoo Bilgi Ağı
Pazar, 22.11.2009, 04:57


 Bookmark and Share  [Özel Mesajlar(0) · Yeni Mesajlar · Üyeler · Forum Kuralları · Arama · RSS ]
Page 1 of 11
Forum » -MEDYA- » Gazete Dergi » Anadolu Gençlik (Anadolu Gençlik)
Anadolu Gençlik
dadashakanTarih: Cumartesi, 07.11.2009, 16:09 | Mesajlar # 1
Çalışma
Grup: Yayımcılar
Mesajlar: 103
İtibar: 2
Konum: Çevrim dışı
Mustafa Uzun / haber@anadolugenclik.com.tr

Toplumsal yozlaşma, sadece şimdilerin değil, tüm zamanların sorunu oldu. Ama içinde yaşadığımız şu; sınırsız özgürlük yalanlarının en fazla söylendiği dönemlerde ise iyice kontrolden çıktı. Bu büyük sorunun temelinde ne var? Hukuk sistemimiz mi yeterli değil? Ahlaki çöküşü, suç ve ceza dengesinin iyice bozulmuş olması mı tetikliyor? Toplum ifsat ediliyor, her geçen gün toplumun vicdanını yaralayan hadiseler artmaya devam ediyor. Bu dönemde toplumsal hafızamız çöktü, iradelerimiz adeta iflas etti. Küresel güç odakları, modernleşme adı altında Batıcı düşünceleri ve ahlaksızlığı dayatıyorlar halkımıza. Toplumu baştan aşağı yeniden kurguluyorlar. Dayatmalar sonucu yetişen köksüz ve kimliksiz nesiller her şeyi olağanlaştırıyor, tüm kutsallar yozlaştırılıyor. Çünkü çok yönlü bir yozlaşma, hatta açıkçası çürüme teşvik ediliyor.

AHLAKSIZLIK SIRADALANLAŞTIRILIYOR
İnsanlık değerleri ayakaltı oldu. Gazetelerin 3. sayfa haberlerine göz atamıyoruz artık. Canı gönülden yozlaşmak isteyen kitleler var sanki karşımızda. Toplumu, insanı ve doğayı katlediyoruz. Kişilikler çöplüğe dönüşüyor. Renkli ve ışıklı yalanlar gözümüzü döndürüyor. Şehirler reklâm panolarına dönüştü. Karanlıkları aydınlattıklarını iddia edenler reklâm panoları ve televizyon ekranları ile insanlığımıza tuzak kuruyorlar. Artık en ahlaksız durumlar dahi toplum için “sıradan” görülmeye başlandı. “Günahtan sakınmak” aykırılık olarak görülmeye başlandı. Hayâ ve utanma duyguları çarçur edildi. “Kendi özel”i ve “kişisel dokunulmazlığı” hikâyesine aldanmamızı isteyenler, yolsuzluk, arsızlık, haksızlık, ahlaksızlık, sahtekârlık ve riyakârlıkla İslam kokan bu toprakları kirletiyorlar. Herkesin yaptığı yanına kar kalıyor. Ceza sistemimiz adil değil.

YAPANIN YANINDA YAPTIĞI KAR KALIYOR
Türk Ceza Kanunu bu yükü taşıyamıyor. Yapanın yanında yaptığı kar kalıyor. “İçeri” girenler, gün dolmadan “dışarı” çıkacaklarını biliyorlar. İnsanların hayatlarını karartan tecavüzcüler, “baklava çalanlar” kadar dahi ceza almıyor. Adam öldürenlere, gözlük çalanların yarısı kadar ceza verilmiyor. Suç´un önü kesilmiyor. Suç önlenemiyor. Çünkü problem, işin kaynağında.

YOZLAŞMA HER YERDE
Kişiliklerin çöplüğe dönüştüğü içinde bulunduğumuz alçaltıcı ve aşağılayıcı çağda temiz kalabilmek çok zor. Yozlaşma her yerde. Peki, Türk Ceza Kanunumuz bu duruma ne diyor? Bu yozlaşmanın, bu adaletsizliklerin, bu bitmiş-tükenmişliğin çözüm yolu Türk Ceza Kanunu´nda nasıl öngörülmüş? Veya öngörülmüş mü?

TÜRK CEZA KANUNU ROMA-HIRİSTİYAN KAYNAKLI
Türk Ceza Kanunu, 1 Mart 1926 yılında 1889 İtalyan Zanardelli yasası esas alınarak hazırlandı. Dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, TBMMde yaptığı konuşmada yeni yasa hakkında şunları söylüyordu: "Arkadaşlar ceza kanunumuz çok serttir. Çünkü inkılâp çok kıskançtır. Fakat şunu heyet-i celilenize temin edebilirim ki sertliği ile beraber ilmi bir eserdir. Bundan korkacak olanlar ve korkması lazım gelenler Türk milletinin menfaatlerine, Türk milletinin hukukuna ve inkılâbına karşı tekin olmayanlardır ve bunların korkması lazımdır." Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girdiği tarihten itibaren çeşitli tarihlerde ihtiyaca cevap vermediği için değiştirilmek zorunda kalındı. Yapılan son değişiklikler ile 5237 sayılı kanun, Yeni Türk Ceza Kanunu olarak yürürlüğe girdi. Yeni Ceza Kanunu bu defa Alman ceza doktrininden ve kanunundan esinlendi. Milletimizin isteyerek Roma-Hıristiyan kaynaklı hukukları seçtiğini kimse iddia edemez. Bu dayatma aynen hayatın diğer sahalarında; kıyafet, harf devrimlerinde olduğu gibi millet adına, fakat ona rağmen olmuştur.

TOPLUMUN HUZURU TACİZCİNİN ÖZGÜRLÜĞÜNDEN ÖNEMLİDİR
Problemin, Türk Ceza Kanununun milletimize ait değerler ile pek alakasının olmamasından kaynaklandığı ifade ediliyor. TCK, toplumdaki yozlaşmaya ve gidişata sadece özgürlük ayakları ile filan bakıyor. Oysa bir tacizcinin özgürlüğü, toplumun esareti değil midir? Toplumu korumak için tacize giden yolların tıkanması gerekmez mi? Toplumun huzuru için; cinayete, tecavüze, ahlaksızlığa yani suça giden yola nasıl özgürlük diye bakabiliriz?

ZİNA, NEDEN SERBEST BIRAKILDI?
Her akşam evlerimize misafir ettiğimiz bir sürü ahlak düşkününün akıl almaz iğrençlikleri, şerefli Kitabımız Kur´an´ı Kerim´in tanımıyla "kötülük ve pis bir yol" olan zinanın alenileştirilmesi, televizyonlardaki iğrenç eğlence sahneleri hangi kanunun suç kapsamına girecek? Türk Ceza Kanunu bunları dert ediyor mu? Türkiye´de hangi mekânlarda, hangi otellerde, hangi eğlence merkezlerinde ne tür aşağılık eylemlerin yapıldığını herkes az çok bilmekte. Peki, oralardaki yoz durumlar TCK´nın kapsamına girmiyor mu? Ne mümkün! Arka sayfa güzellerinin her gün açılacak yeni bir yerlerini keşfeden gazeteleri, ahlakı, edebi, iffeti, namusu, utanmayı, arlanmayı tamamen yok eden modacıları, dizilerle, sinemalarla, yarışma programları ile sadece ahlaksızlığı teşvik eden televizyonları, diskotekleri, randevu evlerini ve artık fuhşun sokağa taştığı gerçeğini TCK neden görmez? Veya görmek istese de ne kadar görebilir ki?

AHLAKSIZLAR DEĞİL “AHLAK” AŞAĞILANIYOR
Batılı toplumlarda özgürlük ve muasır medeniyet seviyesi adı altında, her türlü yozlaşma normal karşılanmakta. Ahlaksızlığa götüren bütün şartlar alabildiğine serbest. Ama mesela; zinanın olmamasını istemek, nezih bir hayat yaşamak talebi de bir o kadar yasak ve engelli. Lut kavmi, Peygamberleri Hazreti Lut´a, kendilerini ahlaksızlıktan vazgeçmeye davet etmesi üzerine, "Onları yurdunuzdan kovun! Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış!" demişlerdi. (A´raf, 82) Bugün de, temiz bir toplum özlemi çeken mü´minler, çağdaş Lut kavimleri tarafından aynı biçimde azarlanmakta.

Added (07.11.2009, 16:07)
---------------------------------------------
BU KÖTÜ GİDİŞAT NASIL DİZGİNLENİR?
Ahlaki yozlaşmadan nefret ettiğini söyleyenlerin bile kahrolası dizi ve programları heyecan ve merakla izledikleri bu çağda, dünyayı sorgulayamayan Müslümanlar neyi, nasıl düzeltebilecekler, bu sorunun cevabını arayacağız.. Müslümanlar bu kötü gidişatı nasıl dizginleyecekler? Bu haksızlık karşısında, Müslüman, suskunluğunu nasıl bozacak?

SUÇ - CEZA DENGESİNİ KURMALIYIZ
Uzmanlara göre toplumsal bir cinnete doğru sürüklendiğimiz bu dönemlerde Türk Ceza Kanunu ihtiyacımızı karşılamıyor. Burası açık. En küçük bir olayda bile çevresine şiddet yayan bireylere dönüştüğümüz bu çağda bu kötü gidişi tersine çevirebilmemiz için suç-ceza dengesini yeniden kurmamız gerekiyor. Çünkü suçluya, hak ettiğinden daha düşük bir ceza verilmesi, toplumun cezalandırılması demek. Peki, İslam buna ne diyor? İslam Hukukunda Suç-Ceza dengesi nasıl sağlanıyor?

ADALET, İSLAM MEDENİYETİNİN TEMELİDİR
İslam, insanlar arası ilişkileri düzenlemek için en çok adâlet ve hukuk kavramlarına vurgu yapıyor. Hakkı teslim etmek ve hakka hukuka riayet etmek demek olan adâlet, insanların haklarına saygı göstermek, herkese layık olduğu ve hak ettiğinin karşılığını vermek gibi erdemleri içeren ahlakî, hukukî, felsefî, dinî ve aynı zamanda evrensel bir değer. Bu nedenle adalet, İslam medeniyetinde toplumsal hayatın esası ve mülkün temeli sayılmış. Kuran ve hadislerde, Allahın adaletle hükmettiği, adaleti emrettiği ve adaletle davranmak gerektiğine dair çok sayıda ilahî mesaj yer almakta. Bu mesajlar, toplumsal yaşantıda sosyal barışı sağlamak için adalet ilkesinin mutlaka hâkim kılınması gerektiğine vurgu yapmakta.

TOPLUM POLİSİYE TEDBİRLERLE TERBİYE EDİLEMEZ
İslam´ın toplumu korumak için “suç”a baskı kurduğu bir gerçek. Ama toplumsal denetimin kalan kırıntıları da “mahalle baskısı” yaygaraları ile yok ediliyor ve bununla duyarlı Müslümanlar baskı altında tutuluyor. Herkesin gözü önünde işlenen cinayetler, tecavüzler ve yolsuzluklar yaygınlaşırken, kimse oralı bile değil! Toplum “emri bil maruf nehyi anil münker” sorumluluğundan uzaklaşınca bu defa “bireysel özgürlüklerin tadını çıkarma”ya başladı kimi insanlar… O tadlar da toplumun tadını bozmaya devam ediyor. Bu durumda toplumu, polisiye tedbirlerle terbiye edebilecek miyiz? Elbette hayır. Kentleşmiş şehirlerimizin büyülü yaşamının tadını çıkaranlara ne diyebiliriz? Hiçbir şey. Sığ bir çağda yaşıyorlar çünkü. Zulmetin alabildiğine kararttığı kör bir dünyada yaşıyorlar. Günahların çepeçevre kuşattığı kötürüm bir hayatın içinde boğuluyor kimileri… Peki, çözümü imkânsız bir problem mi bu?

ÇARE İSLAM HUKUKU
Suç ve ceza dengesinin bozulduğu beşeri hukuklarda adalet kavramı her zaman tartışılmıştır. İslam´da ise suç ve ceza arasındaki ilişkide aslolan unsur, dengedir. İslam´da şahsiyete leke sürmek yoktur. Mesela; Hırsıza Hakim; “Bu şeyi neden çaldın?” diyemez. “Bu şeyi aldın mı ve neden aldın?” der. Suçu sabit dahi olsa kişiliğe dokunulmaz. Şahsiyete leke sürülmez. Bu, İslam´ın güzelliklerindendir.

CEZALANDIRMA ASIL AMAÇ DEĞİLDİR
Cezalandırma asıl amaç olmadığından suçlar ile cezalar arasında makul dengeler vardır. Kuranın “Bir kötülüğün karşılığı, ona denk bir kötülüktür” ifadesi, suç ile ceza arasında denge kurmayı emretmektedir. Bu dengenin tespitinde; suçtan zarar görenin durumu, suçun toplumsal bünyeye ve üçüncü şahıslara olan olumsuz tesiri ve İslamî kuralların çiğnenmesi gibi farklı birkaç husus göz önünde bulundurulmaktadır.

CAYDIRICI ÖNLEMLERE EN ÇOK BU ÇAĞIN İHTİYACI VAR
İslam tarihinde, bu cezanın âdil bir şekilde uygulandığı ilk üç asırda hırsızlık suçundan dolayı verilen ceza sayısı yalnızca altıdır. Şu anda, dünyanın her bir şehrinde her gün bu suçlar sebebiyle haklar talan edilmekte ve insanlar katledilmekte. Buna caydırıcı bir önlemle dur demeye, her çağdan daha çok bu çağın ihtiyacı vardır…

İDARE, İSLAM´I SUÇ KABUL EDİYOR
Meselenin ülkemizdeki yansıması ise daha acı. Türkiyede idare, İslamı anayasal suç kabul ediyor. Anayasa Mahkemesi aldığı kararlar ile milletin inandığı değerlere savaş açıyor. Yargı, “bağımsız” olamadı hiçbir zaman. Medya, en ufak bir ahlaki düzenlemeye kızgın boğalar misali saldırıyor. Ve tüm bu ahlaksızlıklara Türk Ceza Kanunu “dur” diyemiyor.

İNSANLAR, “NEREYE GİDİYORUZ?” DİYOR
Oysa halk nezdinde İslam kültürünün sağladığı duyarlılıkla, belli bir hassasiyet sergileniyor. İnsanlar; "Nereye gidiyoruz?" sorusunu soruyorlar. "Namus" gibi kavramların önemsizleştiğini algılıyor insanlar. Aileler gittikçe derinleşen sancıları sorguluyorlar. Boşanmalar çığ gibi büyüyor. Çocukların erken yaşta cinsellikle tanışmalarının ortaya çıkardığı psikolojik ve jinekolojik sorunlar korkutucu boyutlara ulaşıyor. Birileri "Nereye gidiyor toplum?" diye sormalı değil mi? Serbest ilişkilerin manşetlerde, en çok izlenen Televole programlarında, "Biri Bizi Gözetliyor"ların aleni ortamlarında bangır bangır sergilendiği bir zamanda, "ahlaki erozyon" duyarlılığından söz etmek oldukça güç.

BAZEN İNSANLIĞIMIZDAN UTANIYORUZ
Melek gibi, 18 aylık bebeğe tecavüz eden hainlere, çocuk yaştaki kızları fuhuş batağında iten alçaklara ne söyleyebiliyoruz? İnsan olduğumuzdan utanmaktan başka elimizden ne geliyor? Dünya fuhuş ticaretini elinde bulunduran fuhuş mafyasına karşı ne yapabiliyoruz? Yaptıkları işten utanmadıkları gibi itibar da görüyorlar!

Added (07.11.2009, 16:08)
---------------------------------------------
TÜRK CEZA KANUNU ÖZÜNDE PROFAŞİSTTİR
Prof. Dr. Mustafa Erdoğan
Türk Ceza Kanunumuz özünde profaşisttir. Referansı özgür bireyler olmayıp, kutsal devlet ve onun milletidir. Yasalar açısından bireyler "yurttaş" olmayıp, ideolojik devletin "teba"sıdırlar. Bu siyasal felsefenin ahlaki yozlaşmaya karşı hiçbir önlem almamasından daha doğal ne olabilir ki? Elbette, böyle bir düzende ceza mevzuatının amacı "kamu düzeni"ni -yani, ortak varoluşun "sulh ve selameti"ni- korumak olmaz? Türkiyede Türk Ceza Kanununun amacı bireylerin toplumsal problemleri, artan ahlaksızlık, suç oranları değil devleti ve onun ideolojisini kayırmaktır. Türk Ceza Kanunundaki birçok madde yapısı itibari ile hiçbir derde derman olamaz. Kaldırılması gerekir veya hiç değilse makul değişiklikler yapılarak acil önlemler alınmalıdır.

BÜTÜN BATI HUKUKU İMAM-I AZAM´I GEÇEMEDİ
İlahiyatçı-Yazar: Ebubekir Sifil
İslam´da hem kul, hem de Allah´ın kendi hakkı vardır. Allah´a ait olan haklara riayet etmemenin kesin cezaları yoktur. Ama kul hakkında detaylı açıklamalar vardır. Hak sahibi vazgeçmedikçe hak düşmez. Adalet için önce suça götüren yollar kapatılmalıdır. Beşeri hukuklar, suça götüren yollara dokunmazlar. Bu da adalet ve hak kavramlarını zedeler. Bugün İslam hukukunun bilinmemesinden kaynaklanan sorunları bütün ağırlığı ile yaşıyoruz. İslam Hukuku çok geniştir. Bütün Batı hukuku sadece İmam-ı Azam kadar dahi açılım getirememiştir insanlığa. İmam-ı Azam bir rivayete göre 60.000, diğer bir rivayete göre de 1.000.000 civarında hukuki meseleye çözüm getirmiştir. Bazı İslam âlimleri de, farklı bir yöntemle, olmamış ama olması muhtemel konularda dahi hukuki açılımlar getirmişlerdir. Toplumda ki ahlaksızlıkların çözümü İslam ahlakından geçer. İslam´a göre ahlaksızlığın cezası ağırdır ama önce o eylemlere götürecek yollar kapatılmalıdır. Bir tacizciye azarlamadan had cezasına kadar cezalar verilebilir. Bunun ölçüsünü hâkim belirler ama önce yapıya bakılır. Yoksa suça teşvik engellenmezse çözüme ulaşılmaz” diyen Sifil şöyle devam ediyor; “Suçu sabit olana kadar herkes suçsuzdur. Tevbe kapısı da her zaman açıktır. Bu, toplumun veya hâkimin yetkisinde değildir. Ama eğer ahlaksızlığı sabit birisi bunu alışkanlık yapmışsa toplumu ondan korumak için o toplumdan uzaklaştırılır.

KANUNLARIMIZIN UCU NEDEN AÇIK?
AV. CÜNEYT TORAMAN
Yasaların, özellikle de ceza yasalarının ucu açık düzenlenmemesi gerekir. Suçların tanımının çok net yapılması lazım. Çünkü ceza yasalarında kıyas yoktur; suç tanımı, müeyyide ve hüküm vardır. Kıyas yoluyla suçları genişletemezsiniz. Suçu çok net tanımlamanız gerekir ki, vatandaş neyin suç, neyin suç olmadığını anlayabilsin. Ancak mevcut yasada suç tanımları net değil, ucu açık ve elastiki bir şekilde uygulama imkânı veriyor. Bu ucu açık elastiki maddeler yarın bir gün istenildiği şekilde uygulanabilecek durumda.

HUKUK ÇOK İYİ DE OLSA İNSAN ONUNLA ZULMEDEBİLİR
Ceza Hukukçusu Yasin Şamlı
Adaletin, toplumsal düzenin, güvenliğin ve giderek insan mutluluğunun sağlanabilmesi için hem çok iyi hukuk metinlerine ihtiyaç vardır, hem de çok iyi hukukçulara ihtiyaç vardır. Çok iyi hukuk metinlerinin varlığı tek başına yetmez. Çünkü o kuralları günlük olaylara ve insanlara uygulayacak olan insandır. Çok iyi hukuk metinleri zalim bir uygulayıcının elinde çok rahatlıkla zulüm aracına dönüşür.
SORUN UYGULAMADAN KAYNAKLANIYOR
A.Ü Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Öğretim üyesi: Prof. Dr. Metin Feyzioğlu
Türk Ceza Hukukunun yozlaşmaya karşı koyamaması aslında uygulayıcıların ciddiyetsizliğinden de kaynaklanıyor. Yani sıkıntının kaynağı uygulamadır.

PROMBLEM İSLAMSIZLIKTIR, İMANSIZLIKTIR
Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi: Doç. Dr. Mustafa Ağırman
Pislik her taraftan akıp gidiyor. Kötülük her yerde. Fakat bu yozlaşmışlık İslam´dan veya Müslümanlardan kaynaklanmadığı için çözümü ilk etapta burada aramak mantıksız Kötülük, bedendeki problemli ur gibidir. Sökülüp atılmazsa kanser edebilir. Toplumdaki kötülükler de bir ur misali engellenemezse tüm toplumu zehirler. Kötülüğü yapan eğer elini kolunu sallayarak gezebiliyorsa problem büyük demektir. Karakolun ön kapısından girenler arka kapıdan çıkıyorlarsa rezilliğin, ahlaksızlığın yok edilmesi mümkün değildir. Bu yüzden ceza mekanizmasının iyi çalışması gerekir. Problem, İslamsızlık, İnsansızlık, İmansızlık ve Kitapsızlıktan kaynaklanıyor. Ahlakı takviye etmek şart. Eğitimi, öğretimi, nasihati, takdiri ve taltifi öncelememiz gerekiyor. Nesillerimizi iyi yetiştirmemiz lazım. Bu topraklar bu kadar aşağılanmış durumları ve 3. sayfa haberlerini asla hak etmiyor.

Added (07.11.2009, 16:09)
---------------------------------------------
SEKÜLERLEŞME İNSANI AHLAKSIZLAŞTIRIYOR
Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz
Tercihlerin değişmesiyle insan bireyselleşmeye başlıyor. Globalleşen dünyada hazcılık aldı başını gidiyor. İnsanlar mutluluk arıyorlar ama ona ulaşamıyorlar. Bedeni açlıkla hareket ediyorlar ama ruhu ihmal ediyorlar. Aile katkısı azaldı insanlara. Yalnızlaşıyorlar. Yalnızlık felakete sürüklüyor insanları. Kültürel saldırılar attı. Manevi değerler çiğnendi ve bu özgürlük olarak yutturuldu. Din ve dünya birbirinden ayrılmaya çalışıldığı için sekülerleşmenin etkisi ile insanlar iyice boşluğa çekildiler ve ahlaksızlık hiç durmadan arttı. Toplum, ahlaksızlığa geçit verip vermeyeceğine karar vermeli. Öncelikle sekülerleşmenin etkisi azaltılmalı. Aile güçlendirilmeli. Nitelikli beraberliklere ihtiyacımız var. Bilgi, İman ve İç Donanım şart. Kirlenmişliği yayan iletişim araçlarına karşı savunmalarımızı güçlendirmeliyiz. Cemaati öncelemeliyiz. Temiz ortamlarımız artırılmalı. Evde çocuklarımıza daha çok vakit ayırmalıyız.

Forum » -MEDYA- » Gazete Dergi » Anadolu Gençlik (Anadolu Gençlik)
Page 1 of 11
Search:

Genç Mevtoo Alt Menüsü
Html Editörü Online Yansı Yapımcı RSS Pdf Format Çevirici Online Resim Düzenleme Online Belge Oluşturma Hava Durumu Ünlüler Ansiklopedisi Belgesel Videolar Müzik Klipler İlahiler Spor Videoları Resimli Şiirler A'dan Z'ye Müzik Arşivi Ansiklopedi Konuları Hat Sanatı Camiler Fotoğraf Galerisi İslam Peygamberler Dinler Esmaü'l Hüsna Tarih Elemanlarımız Temalar Cümle Çevirici Arama Kadınca Diller-Alfabeler Türk Devletleri Türk Dünya Dil-Alfabeleri İslami Kavramlar 4Shared Dosyalarımız Gencmevtoo Hizmetleri Güzeller Resimli Şiirler2 Aşk Şiirleri E-Kartlar İkonlar Arkaplanlar Animasyonlar Kur'an-ı Kerim Dinle Online Müzik Dinle İlmihal Messenger Aç Haritalar Radyo Televizyon Türkçesi Varken Yasak Siteler Listesi E-Posta
Made in Türkiye © 2009
Hosted by uCoz